*****
Google
Reklammatik'e üye ol, sen de kazan!

Gelin makyajını abartmayın

Her kadın düğününde en güzel olmak ister. Yakışan ve güzel bir gelinlik kadar makyaj ve saç da büyük rol oynar bunda. Her üçü için de profesyonellerinden yardım alınıyor. Ancak kontrolü tamamen onların eline bırakmaktan çok kendi zevkinizi ve tarzınızı ön plana çıkarmakta yarar var. Nıvea Beaute’nin dünyaca ünlü makyaj ve renk danışmanı Mario de Luigi, gelin makyajında abartıya kaçılmaması uyarısı yapıyor. İşte Luigi’nin gelin makyajı önerileri.

Düğün makyajında renk uyumu ve bütünlük çok önemli. Saçtan tırnağa her şey, aynı uyum ve zarafet içerisinde olmalı. Düğün makyajında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, yüzün doğru yerlerini vurgulayarak doğal ve çekici bir görünüm yaratmaktır. Düğün makyajında aşırıya kaçmak doğalıktan uzaklaşmanın yanı sıra, fotoğrafların güzelliğine de gölge düşürür.

Makyajı gösteren yüzün berraklığıdır. Bu da ancak cilde pürüzsüz ve ışıltılı görünüm veren bir fondötenle olabilir. Fondöten seçiminde dikkat edilmesi gereken konu, boynun rengine uyan doğal tonların kullanılması. Böylece vücudun geri kalanıyla uyumlu bir ten rengi elde edilebilir.

Işıltı veren, hafif formüllü bir pudrayla tenin pürüzsüzlüğü sabitlenebilir.

Canlı ve sağlıklı görünüm için ise allık kullanmak gerekir. Açık tenliler pembe veya şeftali, koyu tenliler kızıl kahve tonlarını tercih edebilir.

Etkileyici bakışlar için

Yüzde ilk dikkat edilen yer gözler. Doğru renkte makyaj ürünlerinin kullanımı etkileyici bakışlar yaratır. Gözkapaklarına doğal renklerde toz ya da krem farlar uygulanabilir.

Sarışınlar toprak tonlarında, esmerler pembe tonlarda far kullanabilir. Gözlerin belirginliğini artıran göz kaleminin, farın rengiyle uyumlu olmasına dikkat etmek gerekir.

Uzun, kıvrık ve hacimli kirpikler bakışlara anlam katar. Üç özelliği birden sağlayan uygun bir maskarayla, bakışlar çok daha etkileyici hale gelebilir.

Dudaklara vurgu

Düğün makyajında gözleri ön plana çıkarıp dudakları sade ama çekici bir hale sokmak, göz kamaştırıcı bir tarz yaratır. Yapışkanlık hissi vermeyen, kalıcılığı yüksek, doğal tonlarda fırçalı rujlar tercih edilebilir.

Ruj rengi seçilirken, tenle ve makyajın geri kalanıyla uyuma dikkat edilmeli.

Detaylar önemli

Ve tabii ki eller unutulmamalı. Tırnaklar, makyajı tamamlayan bir diğer unsur. Gelinliğe ve makyajın rengine uygun, pastel tonlarda oje sürülebilir. Üzerine uygulanacak parlatıcı, tırnakları hoş bir şekilde vurgulayacaktır.

Yaza bronz ve altın tonlar yakışır

Makyaj mevsime göre değişir. Yaz aylarında bronzlaşmayı tercih ediyorsanız, makyaj malzemelerinde de bronz ve altın tonlar yakışır. Güzellik sırlarını "Sır" adlı kitapla paylaşan manken Tülin Şahin, "Süreceğiniz ürünü, elmacık kemiklerinize, burun ve çene kemiklerine sürün. Çünkü sedefli ürünler, kemikte ışığı daha iyi yansıtır. Böylece yüzünüzde hoş ışık oyunları yaratmış olursunuz" diyor. Yazın günlük makyajda cildin pudro ve fondötenle kapatılmaması öneriliyor.

Makyajın felsefesi: Az ve öz

Aslında makyajın da bir felsefesi var. Makyajla yapılan en iyi özelliklerin şekillendirilmesi ve vurgulanması. Yüzün düz bir yüzey olmadığını düşünecek olursak, gelişigüzel boyamanın ne kadar yanlış olacağını bir kez daha anlayabiliriz.

Simple Beaute’nin kurucusu ve başkanı Robert Jones, modern makyajın basit ve doğal olması gerektiğini söylüyor. Böylece insanlar makyajı değil, yüzünüzü keşfeder. "Bence kozmetik ürünler Tanrı’nın size bahşettiği özellikleri zenginleştirmek için kullanılmalı. Değiştirmek için değil. doğal makyaj, tam gün ortalıkta solgun bir yüzle gezinmek anlamına da gelmez" diyor.

Basit ve doğal makyajla kastetilen, makyaj paletlerinin ten rengine uygun olması. Hatta her mevsim ten rengenizdeki değişikliklere de uyması. Az ve öz yaklaşımı makyajın kesin kuralı. Makyaj güzel olmalı. Güzel makyajda en büyük faktör de seçilen renkler. Bu renklerin yüzün neresinde kullanılacağı. Kesinlikle ne kadar çok kullandığınız değil.

TÜRK KAHVESİ

4/7/2007

       http://www.wendtour.de/blogsalon/?p=320

 

Türk kahvesinin Osmanlı'da ne denli vazgeçilmez olduğunu, tarihini inceleyince görüyoruz. Bir açılıp bir kapatılan kahvehanelerden bugüne gelen bol köpüklü kahvemizi ne kadar tanıyoruz?

Dünyada Türk adının sık sık geçtiği bir konu da kahvedir. Türk kahvesinin adını ve ününü duymayan azdır. Fakat gerçek tadını bilenlerin sayısının fazla olduğunu söylemek zordur. Kahve alışkanlığını Türklerden alan Avrupa ülkeleri sonradan kendi tarzlarını geliştirmişlerdir. Geleneksel Türk kahvesi hazırlanışı, pişirilmesi, sunulması, araç ve gereçleriyle ayrı bir kültürdür.
Kahvenin Türkiye’den önce Arap yarımadasında, Mısır ve Hindistan’da yayıldığını biliyoruz. Zaten kelime olarak arapça "kahwa" dan geliyor. Bu sözcüğün de Habeşistan’da kahve üreten Kaffa yöresinden alındığı sanılıyor. Önceleri, dövülüp toz haline getiriliyor, böylece bir nevi ezmesi yapılarak ekmek üstüne sürülüp yeniyormuş.
Kahvenin Türkiye’ye ilk kez, Hükm ve Şems isimli iki Suriyeli tarafından 1555’de getirildiği rivayet edilir. Diğer bazı kaynaklarda ise Kanunî Sultan Süleyman zamanında (1520-1566) Habeşistan Valisi Özdemir Paşa tarafından getirildiği kaydedilir.
Tahtakale’de açılan ilk kahvehane yalnız halkın değil müderris ve kadı gibi okumuş kesimin de ilgisini çekmiştir. Ne olduğu tam olarak bilinmeyen bu yeni madde bir uyuşturucu muamelesi görmüş ve sözde kömürleşme derecesinde kavrulan herşeyin Müslümanlıkta haram sayılacağı bahanesiyle din adamlarınca yasaklanmıştı. Bir rivayete göre bu dönemde kahve taşıyan gemiler dipleri delinerek batırılmıştı. Herşeye rağmen kahvenin sevilip yaygınlaşması önlenememiş ve Sultan III. Murat (1546-1595) zamanında İstanbul’da kahvehane sayısı 600’ü geçmişti. Kahvehaneler, manzaralı yerlere, köşk şeklinde inşa edilir, çoğu kez verandaları olurdu. İçlerinde yaşmaklı bir kahve ocağı, çepeçevre kerevetler ve bazen orta yerde bir havuz yer alırdı. Buralarda kahveden başka nargile ve çubuk servisi de yapılırdı. Eski kahvehaneler edebiyat, müzik faaliyetleri için klüp niteliğinde merkezler haline gelmişti. Bu yönleriyle Fransız kahvelerinin atası sayılırlar.
Türk kahvesinin çekirdek durumundan pişirilme ve sunulma aşamasına kadar kullanılan araç ve gereçleri gerçek bir müze oluşturacak zenginliktedir. Bakır ve pirinçten yapılan su ibriği, cezve fincan zarfları ve pişmiş kahveyi taşımak için kullanılan kahve askılarının karakteristik özellikleri vardı. Bunlar bazen gümüş ve altından da olabiliyordu. Fincanlar tamamen Türk zevkine uygun biçim ve motiflerle gerek ülke içindeki İznik ve Kütahya atölyelerinde gerekse Avrupa’nın ünlü porselen merkezlerinde imal ediliyordu. Daha sonra bu takımlar Avrupa ülkeleri tarafından kendi piyasaları için de imal edilmiş ve "ala turque" diye isimlendirilmiştir. Soğutma kabı, muhafaza kutusu gibi bazı araç ve gereçler ise ağaçtan yapılmakta ve oymalarla dekore edilmekteydi. Bursa ve İstanbul’da yapılan nakışlı, yazılı ve ahşap aplikasyonlu kahve değirmenleri de ünlüdür.
Tiryakiye yakışır bir kahve ağır ateşte 15-20 dakika pişirilmeli, cezve sık sık ateşe sürülüp geri çekilmelidir. Eskiden böyleydi. Her fincan kahve için bir kaşık kahve ve bir kaşık şeker günümüzde kural haline gelmiştir. Nasıl pişirilirse pişirilsin köpüksüz bir Türk kahvesi düşünülemez. Eski Türk kahvesi ise genellikle şekersiz olurdu. Bunun yerine kahve öncesinde veya sonrasında tatlı bir şey yemek veya içmek geleneği vardı. Tatlı olarak şerbet gibi içecekler alındığı gibi reçel, şekerleme veya lokum da yenirdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun etkisindeki Yunanistan, Makedonya, Yugoslavya gibi yerlerde ve Türkiye’de kadınlar tarafından Türk kahvesi genellikle şekerli olarak alınırdı. Bu bakımdan sade, yandan çarklı, orta vb. gibi isimlerle kırkı aşkın kahve pişirme şekli bulunmaktadır. Şayet kahvenin değişik ve güzel bir koku taşıması isteniyorsa fincanların dibine yerleştirilen bir mahfaza içine kokulu maddeden bir parça konulurdu. En çok yasemin, amber, karanfil ve kakula kullanılırdı.
Türk kahvesinin sunuluşu gerçek bir geleneksel tören havasında olurdu. Bu tören çekirdek kahvenin kavrulmasından, pişirilip fincanlara konulması ve konuklara ikramına kadar uzun, seyirlik safhaları kapsamaktadır. Gerçek Türk misafirperverliği ve konuğa olan sıcak saygının bir örneğini bu törenlerde izlemek olanağı vardır. Günümüzde kız istemeye gidildiğinde kahveyi evlenecek kızın taşıması ve onun taşımadaki ustalığı, ayrıca pişirdiği kahvenin lezzeti bu törenlerden kalan önemli bir gelenek olarak hâlâ sürdürülmektedir. Geçmişte Türkiye’yi ziyaret eden gezginler, diplomatik kişiliği olan büyük elçiler ve aileleri hatıralarında Türk kahvesinin bütün özelliklerinden ve bu törenlerden mutlaka söz etmişlerdir. Türk kahvesinin içiminden sonraki başka bir geleneğin, özellikle kadınlar arasında sürdürüldüğünü genellikle herkes bilir. Bu kahve falıdır. Kahve telvesinin fincan içinde ve fala bakmak üzere fincan çevrildiği için tabağında oluşturduğu çeşitli izler ve işaretler "uzmanları" tarafından yorumlanarak anlatılır. Araştırmalardan anlaşıldığına göre kahve falı yalnız Türk-Osmanlı dünyasında görülmektedir. Nitekim bugün bağımsız ülkeler olan eski Osmanlı eyaletlerinde de (Yunanistan, Bulgaristan, Mısır, Makedonya, Bosna - Hersek vb.) bu folklorik uygulamanın sürdüğünü görüyoruz.
Türk kahvesinin ayrıcalığını belirleyen noktaları özetlersek diyebiliriz ki; Türk kahvesinin (dozunda içildiği takdirde) sağlığı tehdit edecek zararlı yanı yoktur. Teskin edici ve dinlendirici özelliği vardır. Bir fincan kahvedeki 50 mg. kafein hemen vücuttan atılır. Bu bakımdan Türk kahvesi fincanı ideal ölçülere sahiptir. Bir fincandan fazla içildiğinde zihin açıcı, uyarıcı, enerji verici özelliği ön plâna çıkar. Sindirime yardımcı olur. Bu yönüyle şekerli içmemek kaydıyla kilo almayı ve mide ekşimelerini önler. Yerinde ve zamanında içildiği zaman olağanüstü bir keyif verici olarak ün yapmıştır.

Bonsai Stilleri

22/6/2007

Bonsai sanatı ilk defa bundan yakşalık bin sene önce ÇİN hanedanlığında ortaya çıkmıştır ve pun-sai adıyla bilinmektedir. Bonsai daha sonra Kamakura döneminde, Zen Buddhism sayesinde Japonlar tarafından alınarak gelişmeye başlamıştır.

Bonsai; ağaçları sığ saksılarda, belirli tekniklerle budayarak, belirli şekillere sokarak ağaçların minyatür kalmaları sağlamaktır

 

GÖVDENİN ŞEKLİNE GÖRE

Formal Upright (Chokkan)

Ağacın tek ve düz yukarı doğru uzanan bir gövdesi vardır. Kökler tabanda her yöne dağılır şekildedir. Dallar sağ sol ön ve arkadan bakıldığında simetrik olmalıdır.

 



Informal Upright (Moyogi)

Gövde kavisli ve hafif yana yatık olabilir. Zirve mutlaka tabanın üstünde olmalıdır.


Slanting (Shakan)

Gövde saga yada sola eğimli sekildedir. Dallar ağacın her iki yanındada büyümelidir.


Cascade (Kengai) Semi Cascade (Han-Kengai)

Gövde bükümlü olarak saksıdan aşağı doğru büyümelidir. Dallar aşağı doğru saksıyı geçmezse semi cascade geçerlerse cascade stilidir.


Coiled (Bankan)

Gövde aşırı derecede kıvrımlıdır. Bazı durumlarda gövde kendine sarılırcasına kıvrılmıştır.


Literati (Bunjingi)

Bu stilde ince bir gövde ve genellikle yukarda toplanmış dallardan oluşur. Tarzı zarifliktir.


Twisted (Nejikan)

Bütüm gövde kıvrımlıdır. Kıvrımlar bitkinin doğası gereği kendinden oluşmaktadır.





AĞACIN GÖVDE SAYISINA GÖRE



Single-Trunk (Tankan) : Tek gövdeli

Twin-Trunk (Sokan) : Çift Gövdeli

Three-Trunk (Sankan) : Üç Gövdeli

Five-Trunk (Gokan) : Beş Gövdeli

Clump (Kabudachi) :

Bu stilin özelliği dalların kümelenmiş gibi birbirine çok yakın şekilde olması ve bir kökten büyümesidir.





KÖKLERİN ŞEKLİNE GÖRE



Exposed Root (Neagari)

Bonsainin kökleri dışarıda büyümektedir. Çıplak kökler bitkiyi sanki uzun yıllar çok zor koşullarda kalmış gibi gösterir.


Sinuous (Netsuranari)

Çok sayıda daldan oluşur ve bu dallar farklı köklerden büyümüş gibi görünür fakat hepsi toprağın altındaki bir kökten büyümüştür.


Raft (Ikadabuki)

İsmi sal(raft) gibi olmasından gelmektedir. Buradaki dallar toprağa gömülmüş ana daldan çıkmışlardır.





DALLARIN ŞEKLİNE GÖRE



Broom (Hokidachi)

Bu şekil ters çevrilmiş bir süpürge(broom) gibidir. Gövdenin yaklaşık ortasında her yöne dağılan küçük dallardan oluşur.


Wind-Swept (Fukinagashi)

Tüm dallar ve gövde çok kuvvetli bir rüzgarın etkisinde kalmış gibi bir yana doğru eğrilir.


Extended (Sashieda)

Bir yana doğru büyümüş kalın tek bir dalının olduğu tek gövdeli bir ağaçtır.





DÜZENLEME ŞEKLİNE GÖRE



Group Planting (Yose-Ue)

Sığ bir saksıya bir grup aynı cins ağacın dikilmesiyle oluşturulur.


Rock-Grown (Ishitsuki)

İki çeşidi vardır. Birincisinde ağaç direk bir kaya parçasının üstünde büyümektedir. Diğerinde kökler kayanın üzerinden uzanıp toprağa yetişmektedirler.




Hazırlayan : Bonsaitr Sitesi tarafından hazırlanmıştır.

Dağhan'ın Dünyasına Hoş Geldiniz Dayımın Bloguna Hoş Geldiniz Annemin Takı Bloğuna Hoş Geldiniz Annemin Bloğuna Hoş Geldiniz Teyzemin Bloğuna Hoş Geldiniz Dayımın Bloğuna Hoş Geldiniz Dağhan'ın Dünyasına Hoş Geldiniz Dağhan'ın Dünyasına Hoş Geldiniz RAKTAS free counters